Bu blog nasıl ortaya çıktı biliyor musunuz? Mutlaka tanıdık gelecektir hikâye: Kurumsal bir işte çalışırken sık sık gelen varoluşsal krizlerden, ofislerdeki şiddetli iletişimden, “ya, güneye mi taşınsak?” sorunsallarından, alternatif yaşam arayışlarından ve tüm bunların içimde birikerek dışarı taşma arzusundan çıktı.
1997 yılında İstanbul’da hâli vakti yerinde bir ailenin ikinci çocuğu olarak geldim dünyaya. Dört kişilik çekirdek ailemiz kendimi hiçbir konuda rahatsız hissetmediğim bir baloncuktu. İstemediğim şeyler yaptığımda bile mutluydum, fikirlerime kulak veriliyordu, seviliyordum ve seviyordum, inandığın bir şeyin arkasında durmayı öğreniyordum, sakin ve huzurlu bir yaşamım vardı. Okula gitmeyi, ödev yapmayı, okumayı, çalışmayı her zaman sevdim; ince ince notlar alır, tatil günlerinde bile bir şeyler üretmek için çalışır, kendi kendime kitaplar yazar, resimler yapardım. Bu film nerede koptu derseniz, sanırım benim üretim hevesim başkalarının, sistemlerin, tarihlerin hegemonyası altına girdiğinde…
İşte bu yüzden Dingo’nun Ahırı, kafamdaki tüm düşüncelerin özgürce gelip geçebileceği bir yer olsun istedim. Evet, Dingo’nun ahırına dönebilir ama insanın kendi ahırdan güzel ne olabilir?
Hoş geldiniz. Umarım burada sizin hikâyelerinizle kesişecek satırlar yakarlarsınız.

Yorum bırakın