2017 yılında en yakın arkadaşım Elif’le birlikte gittiğimiz bir sergide Muhteşem Kot’un hikâyesine rastlamıştık. Ben de merak edip araştırdıktan sonra bu yolculuğu çok sevmiş, tüm öğrendiklerimi özetleyen bir yazı yazmıştım. Şimdi bilgisayarımı karıştırırken yazıya rast geldim ve tekrar kalbime dokundu hikâyenin güzelliği. Buyurun sizlere bir akşam çerezi.
Muhteşem Kot, 1925 yılında Yugoslavya’da yoksul bir aileye doğdu. Muhteşem üç yaşındaydı Balıkesir’e göç ettiklerinde. İlkokulu, ortaokulu Türkiye’de okudu ama zar zor. Ailesinin yoksulluğundan ortaokuldan öteye okuyamadı Muhteşem ama kendisi için belki çok daha iyi olacak bir yola girdi. Bir terzinin yanında çırak oldu ve işte macerası böyle başladı. Henüz mesleğini edinemeden babasını kaybetti Muhteşem. Babasından ona kalan tek sermayeyse ölmeden önce ona verdiği sekiz adet altındı. Muhteşem’in o sekiz altını öyle bir şekilde değerlendirmesi gerekiyordu ki kendine para kazanabileceği bir kanal yaratsın ve bir daha başkasından gelecek altınlara muhtaç kalmasın. Öyle de yaptı. O altınları aldı ve Paris’e gitti. Orada Fransızca öğrendi, çeşitli işlerde çalıştı. Parası bitti bir noktada, sokaklarda yattı, aç kaldı ama bir şekilde ayakta kalmayı başardı ve Institut Ladeveze-Darroux isminde bir terzilik okuluna gitti Fransa’da.
Mesleğini orada öğrendikten sonra İstanbul’a dönerek terzilik yapmaya başladı ve kısa sürede ünlü bir terzi oldu. Ama terziliğiyle değil, seri ürettiği pantolonlarla tanındı! Fransa’da yaşadığı sırada blucin pantolonlarla tanışmıştı. 1950’li yıllarda Türkiye’de kamu işçilerine dayanıklı üniforma sağlamak için açılan ihâleler üzerine çalışan Muhteşem Kot, Amerika’da işçiler, kovboylar, çiftçiler tarafından kullanılan blucini Türkiye’de üretmenin yollarını aradı. Çalışmalarının ardından “kot” kumaşını üretmeyi başaran Muhteşem Kot, 1955 yılında blucinleri seri olarak üretmeye başladı. Ürettiği pantolonlar, işçiler için üretildiğinden dayanıklılığıyla öne çıkıyordu. Bu dayanıklılık markanın etiketlerinde de yansıdı zira KOT “Amerikan Tipi Pantolonları” etiketinde bir pantolonu yanlarından tutup iki ayrı yöne çeken atlar görünüyordu. Pantolonların dayanıklılığı test etmeninse ilginç bir yöntemi vardı: KOT Pantolonları’ndan almak için iş yerine giden tüccarlar pantolonları, paçaları aşağı gelecek şekilde yere bırakırlarmış. Eğer pantolon yana devrilmeden, dimdik ayakta durmayı başarırsa bu onun iyi bir blucin olduğunu gösterirmiş ve tüccarlar pantolonları bu testin sonucuna göre satın alırmış.
Muhteşem Kot, seri üretime başladıktan üç yıl sonra, 10 Eylül 1958’de vefat etti. Kurduğu, tabiri caizse kot pantolon imparatorluğu, oğlu Aytaç Kot’a kaldı. Vefatının üstünden iki sene geçtikten sonra, 1960 yılında KOT markası tescil edildi.
Kot, artık günlük hayatımızda sık sık kullandığımız bir pantolon ve bir isim olarak kalırken, KOT fabrikaları maalesef günümüze ulaşamadı. 1980’li yıllarda yabancı markaların Türkiye marketine girmeye başlamasından sonra insanların yerli markalara olan ilgisi azaldı ve KOT Pantolonları da maalesef bu durumdan etkilendi. Aytaç Kot markayı ayakta tutabilmek için türlü yollar denedi fakat beklenen karşılığı alamadığından fabrika 1992 yılında üretimi durdurma kararı aldı. Bu pantolonlar günümüze kadar ulaşamasa bile ismi dilimize öyle bir yerleşti ki fark etmesek de Muhteşem Kot’u her gün anar olduk. Kendisi adının günümüzde ne kadar yaygınlaştığını hiç bilemeyecek olsa da biz her kot giyişimizde onu hatırlamaya devam edeceğiz.
Kaynak: Hürriyet gazetesi, 10 Mart 2003, Röportaj: Yener Süsoy
Tek ve Çok sergisi, SALT Galata, 2 Mart-4 Nisan 2017

Yorum bırakın