Anneannemi çok severim. Onu kaybettiğim 5 Eylül 2021 tarihinden beri zaman zaman farklı biçimlerde karşıma çıktığını hissediyorum. Onun benim gözümde varlığını böyle soyut izlerde sürdürdüğünü fark etmek hoşuma gidiyor.
Hani bir Facebook sözü vardır, “insan unutulduğu zaman gerçekten ölür” diye. Bir buçuk yıl önceki vefatından beri anneannemi soyut izlerde gördüğüm her an, hayatın bana onu asla unutturmayacağını anlıyorum. Ben ölene kadar benimle yaşayacak, hatta belki içime işleyen bir huyuyla benden çocuğuma aktarılacak ve bedenen olmasa bile farklı biçimlerde sonsuza dek var olacak. Olamaz mı? Olabilir. İşte bana anneannemi hatırlatan şeylerden bazıları, belki okuyana da kendi sevdiği birini hatırlatır.
- Acıklı bir şarkıyı içten söylemek: Anneannem benim Ahmet Kaya’nın “Saza Niye Gelmedin” parçasını içli içli söylediğim anlara çok gülerdi. O yüzden ne zaman kederli bir şarkı söylesem onun karşımda kikir kikir gülüşü gelir aklıma.
- Herhangi başka birinin anneannesi: Başka insanların anneannesini görmek, isimlerini duymak, onların yaşadıklarını bilmek bana kendi anneannemi, hatta ekseriyetle onun hayatta olmadığını hatırlatıyor.
- Aksesuarsız, dümdüz bir kıyafet giymek: Ben çok fazla takı takan biri değilim. Taksam bile bir taktığımı en az bir-iki ay çıkartmam, yani çok fazla değişikliği sevmem bu konuda. Ama anneannem çok meraklıydı güzel mücevherlere ve şık olmaya. Bu yüzden beni ne zaman kolyesiz/küpesiz görse, hele bir de üstümde mesela simsiyah ve dümdüz bir kıyafet varsa, şöyle derdi: “Yok muydu evladım bunun üstüne takacak bi’ kolyen bi’ şeyin?”
- Ruj sürmek: Yukarıdaki cümlenin bir de ruj versiyonu vardı, “Yok muydu evladım sürecek bi’ rujun bi’ şeyin?” Kendisi rujunu daima çantasında ve kendi küçük aynalı kutusunda taşır, her yemek yedikten sonra o küçük aynadan baka baka rujunu tazelerdi.
- Şükrü Özyıldız: Dedemin vefatından sonra anneannem kendisini dizilere verdi, bir akşamda üç tane diziyi takip ettiği olurdu. Ben de üniversiteye hazırlandığım sırada onunla birlikte yaşıyordum ve her şeyi birlikte izliyorduk. (O yüzden 2014-2015 sezonu dizilerini kendim yazmışım gibi bilirim.) O yıllarda Şükrü Özyıldız’ın oynadığı bir dizi de vardı ve anneannem ile ben kendisi çok beğeniyorduk. Hatta sonra “Kim Korkar Hain Kurttan?” oyununu izlemeye gidip kendisiyle çıkışta fotoğraf çektirmiştik. Yazının sonuna fotoğrafları ekliyorum.
- Tereyağlı makarna: Biz küçükken kuzenlerim makarna dışında pek bir şey yemezlerdi, şimdinin aksine o zamanlar çok gurme sayılmazlardı yani. Anneannem de onların Güzelce’deki yazlığında geçirdiğimiz günlerde kocaman bir tencerenin içine tereyağlı makarna yapardı. Yediğim tüm makarnalardan farklıydı ve kendine has bir kokusu, bir tadı vardı. Tam olarak onun gibi yapanını görmedim ama bazı makarnaların kokusu o günleri hatırlatıyor.
- Çeşme: Anneannemin ailesi Çeşmeliydi. Hep anlatırdı, “Benim anneannem Çeşme’den Alaçatı’ya gelin gitmiş,” diye. Biz de o yaşarken çok uzun süre birlikte Çeşme’ye gidip geldik. Hep oralardaki sokakları, binaları, bitkileri, yaşamış insanları anlatırdı. Şimdi ne zaman Çeşme’ye gitsek aklıma onun anlattıkları geliyor.
- Daha önce hiç duymadığım bir insan ismi duymak: Anneannemin ismi “Kutsal”dı, ondan başka kimsede duymadığım bir isim. O yüzden daha önce hiç duymadığım isme sahip biriyle tanıştığımda anneannem aklıma gelir. Hatta belki birilerine “Aa benim anneannemin de ismi Kutsal’dı” demiş olabilirim.
- Güneşe bakınca hapşurmak: Bana anneannemden yadigâr huylardan biridir güneşe bakınca hapşurmak. Her hapşuruşta anarım onu.
Bence hayatta anneanne gibisi yoktur. Bana onu hatırlatan her şey yüreğimi burkuyor.



Yorum bırakın