Bir çocuğun gözleminden daha saf, daha objektif, daha doğru ne olabilir? Geçtiğimiz günlerde üç yaşındaki yeğenim Birce’nin hakkımda söylediği bir şey beni çok duygulandırdı.
Hepimizin kendiyle ilgili zaman içinde oluşan, bazen değişen, sürekli dönüşen bir algısı var. Bu algıya bir çocuğun ışık tutması, kendi bakışımızın ne kadar sığ olduğunu fark ettirebiliyor bazen. Geçen haftalarda İrem (Mert’in abisinin eşi) üç yaşındaki kızı Birce’nin benim hakkımda söylediği bir şeyi anlattı ve hemen ağlamaya başladım. Bu söylediğini çok uzuun süre düşündüm, hatta düşünmeye devam ediyorum.
Yolda yürürlerken Birce birisini görmüş ve İrem’e o kişiyi bana ne kadar çok benzettiğini söylemiş. İrem de herhâlde çok benzerlik görememiş olacak, “Hangi özelliği benziyor?” diye sormuş. Birce de “Mutluluğu,” demiş.
Yalnızca üç yıldır dünyada olan bir çocuğun mutluluğun gözle görülebilir olduğunu düşünmesi, bunu insanlarda benzer olabilecek bir özellik olarak görmesi, beni mutlu olarak tanımlaması hatta bunu bende öne çıkan bir özellik olarak değerlendirmesi beni çok duygulandırdı. Herhâlde başkasına söylediğini duysam yine yüreğime dokunurdu ama benim için böyle düşünmesi bir ayna görevi gördü. Dış görünüşü daha önce hiç bir mutluluk skalası üzerinden değerlendirmemiştim. Dönüp kendime baktım. Bana baktığında bunu görmesinden daha önemli ne olabilir diye düşündüm. Birce’nin bu düşüncesi “benim için ideal Meltem nasıl biridir?” gibi felsefi yolculuklara çıkardı beni. Sanırım bundan daha dokunaklı bir iltifat duymadım.
(Son cümleyi yazarken sizin bugüne dek duyduğunuz en güzel iltifatı merak ettim.)

Yorum bırakın