Beklenmedik ve Bitmeyen Atina Tatili

Hem bizim hem abimlerin arka arkaya evlendiği bu senenin ardından ilk kez sakin bir tatile çıkınca bloguma yazmayı umup yazamadığım yazılar geldi aklıma. İlki beklenmedik bir anda gerçekleşen ve sonu gelmeyen Atina tatilimiz üstüne.

Ekim ayında belki balayına, belki yazın Yunan adalarına gideriz hayaliyle Schengen almak üzere Yunanistan’a başvuruda bulunduk Mert’le. Bana iki yıl, ona iki aylık vize çıkınca bir sonraki başvurumuzda daha uzun vize alabilmek umuduyla Yunanistan’a giriş-çıkış yapalım dedik ve Atina seyahatimizin hikâyesi böyle başladı.

O sırada okulun kasım ara tatili de yaklaşıyordu, perşembe günü çıkıp pazar günü dönmek üzere uçak biletimizi aldık ve konaklama rezervasyonumuzu yaptık. İlk kez birlikte yurt dışı seyahatine çıkacağımız ve üniversitede sanat tarihi derslerinde gördüğüm eserleri canlı canlı göreceğim için büyük bir heyecanla uçtuk Atina’ya.

Tarih, sanat, güzel yemekler ve bol bol yürüyüşle geçen üç günün sonunda biz Atina’nın sıcacık güneşi altında şaraplarımızı yudumlarken İstanbul’daki fırtına nedeniyle seferler arka arkaya iptal ediliyor, pazar sabahki dönüş biletimiz yavaş yavaş tehlikeye giriyordu. Eski bir konaktan restorana çevrilen Soil’de filmlerdeki gibi bir akşam yemeği yemeye hazırlanırken beklenen haber geldi ve uçuşumuz iptal oldu. Hay Allah, üç gün daha bu harika şehirdeyiz… Neyse, ne yapalım. Gezdik mecburen. Üç günlük tatil diye çıktığımız yolda bu yüzden altı gün geçirdik. Altı günde Atina’ya dair deneyimlediğimiz her şeyi bir rehber şeklinde paylaşıyorum:

  • Süre: Öncelikle altı gün Atina’yı gezmek için kesinlikle çok fazla. Çok büyük bir şehir olmadığı için tüm müzelerini, örenyerlerini, gözünüze kestirdiğiniz restoranlarını ziyaret etmek için dört tam gün kalmak yeterli olur diye düşünüyorum.
  • Konaklama: Biz otelde değil Airbnb’de kaldık. İlk tuttuğumuz evi çok sevmedik. Kerameikos adında biraz sakin bir mahalledeydi, başımıza bir şey gelmese de yürürken çok konforlu hissetmedik. Şehri gezerken kalmak için Koukaki mahallesinin uygun olduğunu görmüştük. Uçağımız iptal olup konaklamayı uzatma ihtiyacı olunca gözümüze kestirdiğimiz o mahallede şu evi tuttuk ve çok memnun kaldık.
  • Ulaşım: Metro da taksi de çok ucuz o yüzden yorgun olursanız hiç tereddüt etmeyin. Ama tüm koşullar uygunsa yürümek için de çok güzel bir şehir.
  • Yemek:
  • Koukaki’de kaldığımız evin altında Salute Bistro diye bir yer vardı. Bir Türk tarafından işletiliyor, o yüzden çok otantik gelmeyebilir ama gündüzleri güzel kahvaltı veren bir kafe, akşamları da sakince içki içebileceğiniz güzel bir barı var. Yaptıkları her şey çok lezzetliydi.
  • Dionysos Zonar’s diye şahane bir restorana gittik; burası çok güzel Akropol manzarası olan şık bir yer. Yemekler çok güzeldi. Hava kararmadan giderseniz Akropol manzarasını hem aydınlıkta sonra da ışıklandırmalarıyla karanlıkta görme fırsatınız olur.
  • Kahvaltı için Picky Brunch diye bir yere gittik; bulunduğu mahalle çok güzel, Alaçatı gibi. Akşamları da hareketli oluyor diye tahmin ediyorum ama kalabalık olduğu için biz gündüz gezmeyi tercih etmiştik. Bir de Happy Blender diye granola-vari şeyler yapan bir yer. Aynı zamanda ekşi mayalı ekmek üstü yumurta gibi granola tercih etmeyeceklere de uyacak bir menüsü var. Biz iki sabah burada kahvaltı ettik çünkü ben çok çok beğenmiştim.
  • Taverna Saita diye bir aile tarafından işletilen bir tavernada öğlen yemeği yedik. Burada yediğimiz ahtapot, karides güzeldi. Buranın dışında hiçbir yerde yediğimiz deniz mahsullerini beğenmedik. Üzülerek gördük ki Atina balık konusunda başarılı değil.
  • Soil adında bir Michelin restorana gittik. Burası tam bir deneyim lokantası. Şefin tadım menüsü tek servisleri. Tüm yemekleri çok ilginç ve çok lezzetli. Ama ne yalan söyleyeyim tam Michelin, hap gibi yemekler ve üstünde yenilebilir çiçekler falan var. Yediğimiz her şey çok güzeldi, farklı bir deneyim olması açısından tercih edilebilir.
  • Koukaki’de Mailo’s diye bir makarnacı var; ben makarnaya çok meraklı olduğum için böyle yerleri hep denerim. Bardakta makarna yapıyorlar ve çok lezzetli. Bir gün aç kalır, çabukça yiyecek bir şeyler ararsanız aklınızda olsun.
  • Brettos diye çok güzel ve ünlü bir bara girdik ama çok kalabalık olduğu için oturacak fırsatımız olmadı. Sadece iç dekorasyonu için bile girip bakmanızı tavsiye ederim, çok güzel bir yerdi.
  • Tarihi yerler: Mutlaka gezilmesi gereken yerler birçok rehberde yer alıyor. Benim notum önce Akropolis Müzesi’ne, sonra Akropol’ün kendisine gitmek. Müzeyi gezince insan Akropol’de ne göreceğini çok daha iyi anlıyor. Aynı zamanda konum olarak çok güzel yerleştirilmiş harika bir yer. Arkeoloji Müzesi diğer yerlere biraz uzak ama çok güzel bir bina ve eğer bu tip müzeleri seviyorsanız eserler de ilgi çekici.
  • Örenyerleri için mutlaka önceden bilet alın, her gişede çok sıra oluyor. Akropol için resmi bilet sitesi: https://hhticket.gr/tap_b2c_new/english/tap.exe?PM=P1N Biz 5 günlük kombine gibi bir bilet satın almıştık, onunla örenyeri sayılacak yerlere girip çıkabiliyorsun.
  • Pire: Uçuşumuzun iptaliyle seyahatimiz uzayınca Atina’ya bir tren mesafesinde olan Pire’yi de ziyaret ettik. Yürümeye çok uygun, güzel bir küçük Ege şehri burası. Gitmeyi tercih ederseniz Monstraki meydanında oraya giden tren kalkıyor ve 20 dakika kadar sürüyor.

Atina’ya dair sevdiğiniz şeyleri bu yazının altına ekleyin, hepimiz birbirimizin deneyiminden faydalanalım. 🤍 Sevgiler!

Yorumlar

Yorum bırakın